Yargıtay’ın “Şeker Portakalı” Kararı Üstüne
Tercümelerin hukuki niteliği, telif hukuku kapsamında son derece önem teşkil eden bir konudur. Zira bir çeviri, çoğu zaman salt diller arası teknik bir aktarımdan ibaret olmayıp, özellikle edebî eserler bakımından, çevirmenin hedef dilin kültürünü, anlatım olanaklarını ve kendi yorumunu kullanarak eseri yeniden inşa etmesini de içeren yoğun bir fikrî emeğin ürünüdür. Bu yönüyle çeviri, kimi durumlarda bir “yeniden yazım” niteliği dahi kazanabilmektedir.
Nitekim 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 6. maddesinde tercümeler açıkça işlenme eserlere örnek olarak sayılmıştır. Anılan maddeye göre, “diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan fikir ve sanat mahsulleri” işlenme eser olarak kabul edilmektedir. Aynı hükümde, ancak kaynak eserin sahibinin haklarına zarar vermeyen ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlenmelerin eser sayılacağı vurgulanmıştır. Bu çerçevede, bir eserden yararlanılabilmesi için öncelikle kaynak eser sahibinden izin alınması gerekirken; ortaya çıkan işlenmenin ayrıca eser niteliği kazanabilmesi için belirli bir yaratıcı çabanın ürünü olması aranmaktadır.
Bu bağlamda Yargıtay’ın yakın tarihli ve basına yansıyan kararı, tercümanın çeviri esere yaptığı fikrî katkının korunma ölçütleri bakımından dikkat çekici ve emsal niteliğinde değerlendirmeler içermektedir. Anılan uyuşmazlığın çıkış noktası şudur: Brezilyalı yazar José Mauro de Vasconcelos’un “Meu Pé de Laranja Lima” adlı eseri, çevirmen Aydın Emeç tarafından “Şeker Portakalı” başlığıyla Türkçeye kazandırılmış ve eser bu başlıkla tanınmış hale gelmiştir. Can Yayınları tarafından uzun yıllar boyunca Aydın Emeç’in çevirisiyle 130 baskı yapılmış; ancak yayınevi daha sonra eseri farklı bir çevirmenle yeniden yayımlamasına rağmen, kamuoyunda yerleşik olan “Şeker Portakalı” başlığını kullanmaya devam etmiştir. Çevirmen Aydın Emeç’in oğlu ve varisi Ali Selim Emeç, özgün bir şekilde oluşturulan başlığın bu kullanımına karşı telif haklarına dayanarak tazminat davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, eser adının bağımsız bir yaratıcı katkı oluşturmadığı gerekçesiyle davayı reddetmişse de, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin haberlere konu olan hükmü, ilgili kararları bozarak dosyada tazminat yönünden değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle dosyayı yeniden ilk derece mahkemesine göndermiştir.
Yargıtay’ın anılan kararında, Şeker Portakalı başlığının orijinal Portekizce eserin birebir tercümesi olmadığı, “Meu Pé de Laranja Lima” ifadesinin kelime anlamı itibarıyla “Benim Tatlı Portakal Ağacım” şeklinde karşılanabileceği; buna karşılık çevirmenin, metni yalnızca Türkçeye aktarmakla yetinmeyip, eserin ruhunu yansıtan, akılda kalıcı ve orijinalinde bulunmayan Şeker Portakalı başlığını kurgulayarak kişisel yaratıcı katkısını ortaya koyduğu belirtilmiştir. Bu değerlendirme, FSEK m. 6 kapsamında yaratıcı çabanın ürünü olan tercümelerin, kaynak eserden ayrışan ve korunması gereken eser niteliğini teyit etmekte olup ilgili karar, eser adlarının ayırt edici olmaları hâlinde ayrıca korunabileceğini düzenleyen FSEK m. 83 hükmüyle[1] de uyum içindedir.
Edebiyat çevirilerinde başlık seçimleri somut örneklerle incelendiğinde, kültürel ve yaratıcı tercihlerin telif hukuku bakımından taşıdığı önem daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Örneğin Jane Austen’ın Pride and Prejudice adlı eseri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Âli Yücel Klasikler dizisinde “Gurur ve Önyargı”, Can Yayınları’nın tercümesinde ise “Aşk ve Gurur” başlığıyla yayımlanmıştır. Bu kapsamda, ilk örnekte kaynak metnin adının birebir çevirisi yoluna gidilmişken, Can Yayınları tercümesinde ise romanının içeriği ve duygusal tonu dikkate alınarak eserin ruhunu yansıtan bir başlık tercih edilmiştir.
Her ne kadar bazı haberlerde Şeker Portakalı başlığının durumuyla benzer bulunsa da, aslında J. D. Salinger’ın “The Catcher in the Rye” adlı romanının Türkçede uzun yıllar “Çavdar Tarlasında Çocuklar” başlığından ziyade “Gönülçelen” adıyla bilinmesi, eserin ilk çevirisinin Adnan Benk tarafından İngilizce aslından değil, tam tercümesi “kalp yakalayıcı / yakalayan anlamına gelen “L’Attrape-Cœurs” başlıklı Fransızca çeviriden yapılmış olmasından kaynaklanmaktadır.
Bazı çeviri ifadeler ise, kaynak eseri aşarak başlı başına edebî değer kazanabilmektedir. Shakespeare’in Hamlet oyunundaki “To be or not to be” tiradı, Sabahattin Eyüboğlu tarafından “Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!” şeklinde görece lafzına yakın bir biçimde çevrilmişken; Can Yücel’in “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” çevirisi, oyunun sınırlarını aşarak farklı bağlamlarda sıkça atıf yapılan, tek başına ikonik bir ifade hâline gelmiştir. Bu tür çeviriler, tercümanın yaratıcılığının esere ek bir değer kattığını açıkça göstermektedir.
Benzer bir durum, Harry Potter serisinin Türkiye’de Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu tarafından yapılan çevirilerinde de gözlemlenmektedir. Kaynak eserdeki kurgusal terimler için üretilen horcrux - hortkuluk, howler - çığırtkan, dementor - ruh emici, boggart – böcürt, pensieve – düşünseli, auror – seherbaz gibi karşılıklar, yalnızca çeviri değil hedef dilde yeni bir edebî evren inşası niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Şeker Portakalı kararı, çeviri eserlerde yaratıcı katkının fikrî mülkiyet hukuku kapsamında nasıl değerlendirileceğine ilişkin önemli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Karar, başlık gibi eserin adını oluşturan unsurların da özgünlük barındırmaları hâlinde telif koruması kapsamında ele alınabileceğini açık biçimde vurgulamaktadır. Bu yönüyle söz konusu içtihat, hem akademik tartışmalar hem de uygulama bakımından çeviri eserler hukukunda yol gösterici nitelik taşımaktadır.